Dirse Han'ın oğlu Boghach Khan, Dede Korkut Kitabı'nın bir parçasıdır (oğlan). Bu çocukta, Oğuz Türkleri arasındaki ilişkiler, aile değerleri ve benzer yönler daha geniş Oğuz Türk topluluğu bağlamında tartışılmaktadır.
Dirse Han'ın oğlu Boghach Khan, Dede Korkut Kitabı'nın bir parçasıdır (oğlan). Bu çocukta, Oğuz Türkleri arasındaki ilişkiler, aile değerleri ve benzer yönler daha geniş Oğuz Türk topluluğu bağlamında tartışılmaktadır.
Dede Korkut Kitabının ilk hikâyesi olan Dirse Han oglu Bogaç Han, çocuksuzluk, insanın tabiata olan üstünlüğü, hayvan menşeli Türk antroponimi, baba-oğul mücadelesi, kırk yiğidin ihaneti vb. konular bakımından son derece zengin içerikli bir anlatıdır.
Dirse Han Oğlu Boğaç Han, Dede Korkut Kitabı'nın bölümlerinden birini oluşturan öykü.
Boğayı koyuverince, üç çocuk kaçar ancak Dirse Han'ın oğlu kaçmaz, boğa ile dövüşür, onu yener. Bunun üzerine Dede Korkut gelir, oğlana Boğaç adını koyar. Boğaç Han, tahta çıkar, ancak babasının kırk yiğidini anmaz olur.
Boğaç isminin karakter özellikleri
Yaşam enerjisini temsil eder; içe dönük olmasına rağmen başkalarının görüşlerine de çok değer verir. Empati yeteneği pek gelişmemiştir. Bu durum sıklıkla bencillik olarak algılansa da konuşmaya açıktır. Uçlarda yaşar; ya çok çalışkan ya da çok tembel olur.
Ayrıca Bayındır Han'ın ak meydanında savaşarak boğayı öldürdüğü için de Dede Korkut, oğlana Boğaç adını verir.
Dede Korkut Hikâyeleri'nin Hun hükümdarı Tuman ile oğlu Motun; Cami'üt-Tevârih ve Şecere-i Terâkime'deki Kara Han ile oğlu Oğuz Han ve Dede Korkut Kitabı'ndaki Dirse Han ile oğlu Boğaç Han arasında münasebet olduğu düşünülmektedir (Ercilasun, 1994: 82).
Boğaç ismi, Türk dillerinde sıkça karşılaşılan bir isim olup, "savaşçı, kahraman" veya "güçlü, kuvvetli" anlamlarına gelmektedir. Tarihi Türk kültüründe ve mitolojisinde cesareti ve kuvveti simgeleyen bir isimdir.
Metnin Dresden yazması on iki, Vatikan yazması ise altı destansı hikâye ve bir önsözden oluşur. İçerdiği hikâyeler tarih boyunca dilden dile, anlatıcıdan anlatıcıya aktarılan birer sözlü gelenek ürünüdür.