M.Ö. 2025 ile M. Ö. 612 yılları arasında hüküm sürmüş olan Asurlular; devletlerini ilk başta Dicle Nehri kıyısında bulunan Asur şehrinde kurmuşlar ve doğu ile batı arasında ticaretten faydalanarak gelişen ve topraklarını genişleten bir imparatorluğa dönüşmüşlerdir.
Asurlular, aslen Kuzey Irak'ta, Dicle kıyısında bulunan Aşur/Asur (Qalat Şarqat) şehri ve çevresinde yaşayan bir Sami toplulukken özellikle MÖ 2000 sonrası doğu-batı arası küresel ticaretten faydalanarak gelişmiş ve topraklarını genişleterek ülkelerini bir imparatorluğa dönüştürmüş İlk Çağ topluluğudur.
Antik çağlarda bugün Kuzey Irak'ta bulunan Assur şehrinin yerli halkı olarak bildiğimiz Asuriler Mezopotamya'nın gördüğü en büyük imparatorluklardan biri olan Asur'un bir anlamda sahibidirler. Şehir ve halk adını Şehrin tanrısı olan Assur ya da Ashur'dan almaktadır.
Özellikle kütüphaneyi ilk olarak bulmaları ile beraber Asurlular edebiyata büyük katkı sağlamıştır. Bununla beraber Anadolu'ya yazıyı getirmişler ve bilimsel açıdan da astronomi konusunda önemli gelişmeler gerçekleştirmişlerdir.
Asur İmparatorluğu, Asur Devleti veya Asurya, MÖ 2025 ile MÖ 612 yılları arasında var olmuş ve Sami halklardan oluşmuş bir Antik Çağ Mezopotamya imparatorluğuydu.
Aşur önem taşır; zira Asur İmparatorluğu'nun en yüce tanrısı konumuna yükselmiştir ve kendisine duydukları inanç hemen hemen tek tanrılıdır. İmparatorluk genişledikçe, bu yarı tek tanrıcılık yayılmış ve diğer kültürleri de etkilemiştir.
Asurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu'ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu'nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur.
Ö. 2000'li yıllardan itibaren Sümer ve Asur kaynakları Kürt ismine yakın halkların varlığını haber vermektedir. Kökenleri Ârilere dayanan Kürtler, İslam'ı kabule kadar ataları Ârilerden aldıkları geleneksel inançlarına bağlı kalmışlardır.
Kilisenin adı Keldani kilisesi, halkı Asuri Keldani olarak tanımlamak gerekiyor. 16. yüzyılda Papa'nın bu halkın Chaldea (Kalde) bölgesinden geldikleri için kiliselerinin ismini de bu nedenle Keldani olarak belirlediği biliniyor.
Genel olarak MÖ 3400-3200 yılları arasında Mısır ve Mezopotamya'da ilk yazı örneklerine rastlanır. Çiviyazısına gerçek kimliğini kazandıranlar MÖ 2500'ler civarında yazışma aracı olarak çiviyazısını benimseyen Asurlular olmuştur.